Genel

Toplum Düşünme Yetisini Yitirdi

düşünmek

92 yıllık cumhuriyetin en uzun iktidarları hep aynı zihniyet tarafından oluşturuldu. Menderes’in Demokrat Partisi ile başlayan ve sırtını emperyalist güçlere dayayan radikal İslamcı zihniyet Erdoğan’ın AKP’si ile yola devam ediyor. Batılı devletlerden ve özellikle de okyanus ötesinden ki kadim dostlarının oturduğu Beyaz Saray’dan aldıkları güç ile iktidara gelen bu zihniyet kafaları ne zaman sıkışsa yine o kadim dostlarını ziyaret ediyor. Verilen bazı tavizler ile güç depolaması yapıyorlar ve yola güçlü olarak devam ediyorlar.

Bugünlerde de aynısını tekrar tekrar yaşıyoruz. Batıya ve Avrupa Birliği’ne sırtını dönen Erdoğan ve AKP, başı sıkıştığı ve iktidar koltuğunun sallandığını gördüğü için özellikle de 7 Haziran Genel Seçimleri sonrası emperyalist güçleri yine kadim dostları ilan etti.

Daha önceden uluslararası yalnızlığını Putin’in Rusya’sı ile giderme yoluna giden Erdoğan, iç siyasette işler bulanıklaşınca yeniden yüzünü okyanus ötesi Beyaz Saray’a ve Batılı devletlere döndü. Bunu yaparken de kendi ülkesinin iç işlerine karışılmasına izin verdi. Mesela İncirlik üssü işin görünen yüzü.

Tabi Rusya ile yaşanan uçak krizi de Erdoğan’ın ve AKP’nin yeniden yüzünü Batılı devletlere dönmesine neden oldu. Çünkü Erdoğan ve AKP, Esad’ın bu denli direnebileceğini ve Rusya-İran ikilisinin bu kadar sert oynayacağını hesaba katmamıştı. Hele ki uçak olayını hiç mi hiç hesaba katmamıştı.

Erdoğan ve AKP için hedef üç vakte kadar Şam’a gitmek ve namaz kılmaktı. Ama Rus uçağının nereden çıktığını onlar bile kestiremedi.

Türkiye, coğrafi olarak oldukça nemli bir konumda ve her ülkenin stratejik ülke olarak yanında olmasını isteyeceği bir ülke. Ama bugünlerde daha  çok savaş müttefiki olarak görülen bir ülke konumuna düştük. Türkiye’nin batı ile doğu arasında ki birleştirici rolü, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı ülke rolüne dönüştü.

Ve Ortadoğu’nun okyanus ötesinde ki oyun kurucuları da Türkiye’nin ‘oyun korucu’ konumundan ‘oyun oynayıcı’ konumuna geçirilmesini sağladılar.

Çatışmanın, istikrarsızlığın, huzursuzluğun ve kan gülünün simgesi olan bir coğrafyada Türkiye’nin de toplumsal olarak bu ortama ayak uydurması sağlandı. İç siyasette yaşanan istikrarsızlık, ülkenin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde yaşanan terör sorunları ve Ortadoğu’da bir zamanlar düşman ilan ettikleri Barzani’nin Türkiye’nin yeni müttefiki ilan edilmesi Türk toplumunun köreltilmesini ve sorgulamamasını sağladı. Topluma yaşananlara ayak uydurma görevi Erdoğan ve AKP hükümeti tarafından biçildi.

Hangi tarafa dönerse dönsün destekçi veya dost bir ülke bulma durumu artık Türkiye için hayal oldu. Gerçek olan ise her tarafta düşman ülke edinmemiz oldu.

Bunun  başlıca sebebi ise Erdoğan’ın izlemiş olduğu dış politika derinliğidir. Daha dorusu derinsizliğidir.

Mesela Fransa’da gerçekleşen İklim Zirvesi’nin ardından Katar’a geçisi sırasında uçakta gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan, Rusya ile yaşanan kriz hakkında;

“Putin eskiden benim hakkımda mert adam demişti.”

açıklamasında bulunmuştu. Bu açıklama bile Erdoğan’ın Türkiye’yi nasıl bir dış politika derinliğiyle yönettiğini gösteriyor. Ekonomi bilmezliğin, uluslararası ilişkilerden yoksunluğun ve diplomasi cahilliğinin Türkiye’yi düşürdüğü durum ortada.

Ama toplumumuzun bakış açısı ise tam tersi yönünde. Çünkü toplum ne yazık ki diplomasi ve uluslararası gibi konuları düşünmek yerine ‘masaya vurulan yumruğu’ ve ‘nasıl düşürdük ama’ nidalarını dinlemeyi seviyor. Yani güç gösterisini ve kahve jargonuyla atılan nutukları destekliyor. Ama yapılan güç gösterisinin bedelini hesaplama kısmına da karışmıyor. ‘Siyasiler düşünsün’ diyerek işin içinden çıkma peşine düşüyor.

Toplumumuzun anlamadığı diğer bir nokta ise, Türkiye’nin, çevresinde ki ülkelerin iç işlerine karışmasının kendine karşı daha fazla düşman ülke edineceği manasına geldiğidir. Önce Suriye ile edinilen karşı cepheye Irak’ın iç işlerine müdahale söylentileriyle edinilen yeni düşman ve karşıt ülkeler.

Mesela Rusya ve İran.

Arkasından ekonomik oyun kuruculardan biri olan Çin.

Çin’in ekonomik müttefiki olan Hindistan.

Türkiye’nin bu karmaşadan tek çıkış yolu, emperyalist ülkelerin çıkarlarının kesiştiği bir ülke konumundan blge ülkelerini destekleyen ülke konumuna geçmesidir. Bunun içinde Erdoğan’ın siyasi gelecek kaygısını bir kenara bırakması, toplumu kutuplaştırıcı ve gaz verici söylemlerden vazgeçmesi ve çevresinde ki ülkelerin seçilmiş merkezi hükümetlerinin tarafında yer alması gerekmektedir.

Aksi halde dış politikada yaşanan sıkıntılar, iç politikada daha ağır ve telafisi zor yaralara yol açacaktır. Toplumsal kutuplaşma ve siyasal barışın yok olması konuları daha da derinleşecektir.

Ve elbette ki verilen tavizler çoğalacak, çoğaldıkça da iç siyasetin kontrolü egemen güçlerin himayesine geçecektir. Bunu farketmez toplumumuz için çok zor olmamalı. Sadece duyduğuna inanmayacaksın, gazeteleri okuyacaksın ve önce ülkendeki, sonra coğrafi bölgendeki ve ardından da tüm dünyadaki gelişmeleri düzenli olarak takip edeceksin ve kendi kendine yine kendi sonucunu çıkaracaksın. Ve göreceksin ki savaş, çatışma ve kaos konsepti toplum için yazılmış bir oyundan ibaret. Güç gösterileri senin toplumsal zaafını kullanmaktan ibaret.

Bence toplum olarak bunu yapabiliriz. Bir düşünelim, deneyelim ve zincirlerimizi kıralım.

Yazar Hakkında

Serhat Çevrim

Serhat Çevrim

Blogger, Yazar,
Atatürkçü, Genç Politikacı,
Daha fazlası için hakkımda sekmesini ziyaret edebilirsiniz.

Yorumdan ayrıl

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com